untitled
  • Hey Webmasters! New Photo Album Service Launched - Check it out!

SİZİN YAZILARINIZ

SİZİN GÖRÜŞLERİNİZ

 

BİZE İLETİN

  Küçük Yazarlar

Selçuk KULECİ 3/B

Masalının Adı: ORMAN PERİSİ

  Güzel bir çiftlikte iki çocuklu bir aile yaşarmış. Çocukların küçüğünün adı Ahmet imiş. Ahmetlerin çiftliğinde inekleri, koyunları, köpekleri, tavukları, eşekleri varmış.

  Bu aile geçimini hayvancılıkla sağlarmış. Aile her sabah erkenden kalkıyor. Anne mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Bütün ev halkı toplanıp hep birlikte neşe içinde kahvaltı yapıyorlar. Kahvaltı yapılırken, o günün iş paylaşımı yapılıyor. Ahmet ile babası hayvanları otlatmaya götürüyor. Ağabeyi ise kışlık odun ve kömür hazırlığı yapıyor. Annesi ise her zamanki gibi evde kalıp bulaşık, çamaşır ve yemek işleriyle uğraşıyor.

  Ahmet ile babası hayvanları alıp köyün merasına doğru yola koyuluyorlar. Merada hayvanlar otlarken, Ahmet kırlarda koşup oynuyor. Sonra öğle olduğunda annelerinin hazırladığı azığı açıp derenin kenarında oturup yiyorlar. Yemekten sonra Ahmet'in babası hayvanları bir araya toplayıp suya götürüyor. Ahmet kırlarda koşarken ormanıniçlerine doğru ilerliyor. Sonra bir baktı ki birkaç kişi ormanda gizlice ağaç kesiyor. Onlara görünmeden koşarak babasının yanına gitti. Babasına gördüklerini anlattı. Babası "yarın jandarmaya gördüklerini anlatırız" dedi. Sonra hayvanları bir müddet daha otlatıp hava kararmadan çiftliğe doğru yola koyuldular. Babası Ahmet'in çok yorgun olduğunu gördü ve Ahmet'i çiçiftliğe kadar eşeğe bindirdi.

  Çiftliğe gelince hayvanları tek tek sayarken bir kuzunun eksik olduğunu farkettiler. Ahmet çok üzüldü. Babası Ahmet'e üzülmemesini, gidip onu bulacağını söyledi. Ağabeyi ve babası el fenerlerini alıp tekrar meraya gittiler. Ahmet yorgun olduğu için babası Ahmet'i götürmedi. Ahmet, kuzunun kaybolmasına çok üzülüyordu. Merakla babasının ve ağabeyinin dönüşünü bekliyordu. Annesi de akşam yemeği için sofrayı kurup yemeği yediler. Yemek yerken Ahmet gündüz ormanda gördüklerini annesine de anlattı. Annesi de üzülmemesini, sabah olunca babası ile beraber jandarmaya gidip gördüklerini anlatmasını söyledi.

  Ahmet, yorgunluktan uyuyakaldı. Annesi onu yatağına götürüp yatırdı. Ahmet, yorgunluktan derin bir uyku çekti. Sabah kalkar kalkmaz ilk olarak babasının odasına koştu. Babası odada yoktu. Annesine babasının kuzuyu bulup bulamadığını sordu. Annesi de babasının ahırda hayvanların yanında olduğunu gidip kendisinin bakmasını söyledi. Koşarak babasının yanına gitti. Kuzuyu bulduklarını görünce babasının boynuna sarıldı. Babasına çok teşekkür etti. Annesi "Kahvaltı hazır, herkes kahvaltıya" diye seslendi. Ailece kahvaltı masasına oturdular. Kahvaltı yapılırken o günkü programı da yaptılar.

  Ahmet ile babası önce kasabaya jandarma karakoluna gidip ormanda gördüklerini anlattılar. Komutan, Ahmet'e gerekenin yapılacağını, kendisinin hiç merak etmemesini söyledi. Yaptığının çok doğru bir favranış olduğunu, herkesin çevreye ve ormanlara karşı duyarlı olmalarını dünyamızın geleceği açısından çok önemli olduğunu söyledi. Ahmet ile babası gönül rahatlığı ile çiftliklerine döndüler.

  Döndüklerinde ağabeyinin hayvanları meraya götürdüğünü gördüler.

Babası:

-Ahmet..! Bugün ikimiz odun kıracağız. Bana yardım eder misin? diye sordu.

Ahmet:

-Tabi babacığım yardım ederim. diye cevap verdi.

Hemen işe koyuldular. Evden balta,ip ve azıklarını alıp eşekleri ile beraber ormana doğru yola koyuldular.. Ormana geldiklerinde babası baltayı alıp kurumuş olan ve kışın kardan kırılan ağaçları doğramaya başladı. Ahmet de babasının kestiği odunları biraraya topluyordu. Öğleye kadar çalıştılar. Öğle olunca çok acıkmışlardı. Ahmet bir an önce yemek temek için sabırsızlanıyordu.

Babası:

-Haydi oğlum yemeğimizi yiyelim. dedi.

 Yemyeşil ve yaşlı bir ağacın altına oturup azıklarını açtılar ve yemeğe başladılar. Yemekte o gün yaptıkları davranışın ne kadar doğru olduğunu konuştular.

Babası:

-Bak oğlum bu altında oturduğumuz ağaç yaklaşık ikiyüz yaşında. Bu hale gelmesi tam ikiyüz yıl sürdü. Ama dedelerimiz bu ağacı kesmiş olsalardı, biz şimdi güneşin altında yemek yiyor olacaktık. Dedelerimiz nasıl bize bu mirası bıraktılarsa bizde çocuklarımıza torunlarımıza aynı şekilde bırakmalıyız. dedi.

 Ahmet babsına çok hak veriyordu. Babasının neden kurumuş ve yıkılmış ağaçları kestiğini daha iyi anlıyordu. Kendisinin de büyüyünce aynı şekilde davranacağını düşünüyordu. Yemeklerini yiyip tekrar işe koyuldular. Hava kararmadan kestikleri odunların bir kısmını eşeklerine kalanları ise babası ip ile bağlayıp omuzuna atarak çiftliğe doğru yola koyuldular. Akşam olmadan eve vardılar.

 Ahmet çok yorulmuştu. Akşam yemeğini yer yemez hemen yatağına koştu. Bir an evvel uyumak istiyordu. Az sonra derin bir uykuya daldı. Rüyasında yemyeşil, suların şarıl şarıl aktığı kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, türlü türlü hayvanların koştuğu hoplayıp zıpladığı cennet gibi bir ormanda kendini buldu. Birden karşısına bir orman perisi çıktı.

Peri:

-Korkma! Ahmet ben senin dostunum. Benim adım Orman Perisi. Dün yaptıkların için teşekkür ederim. Ben tek başıma bu güzelim ormanları koruyamıyorum. Ancak senin gibi iyi insanlar sayesinde bu ormanları koruyabiliriz. dedi.

 O sırada ormandaki hayvanlar da toplanıp Ahmet'e teşekkür ettiler. Yaptığı davranışın sayesinde bu ormanlarda rahatça yaşayabildiklerini ve ormanların hepimizin malı olduğunu insanların ve hayvanların yaşayabilmesi için ormanların gerekli olduğunu, onu herşeyden korumamız gerektiğini söylediler.

Birden annesinin sesi ile uyandı.

Annesi:

-Haydi oğlum kalk. Kahvaltı masası hazır.

 Ahmet, hemen kalkıp elini yüzünü yıkadı ve kahvaltı masasına oturdu. Rüyasında gördüklerini annesine , babasına ve ağabeyine anlattı. Onlar da merakla dinlediler.

  Günler gelip geçti. Havalar soğudu. Derken kış kapıya dayandı. Ahmet sürekli Orman Perisini düşünüyordu. Onun soğukta üşüdüğünü düşünüyordu. Bir gece rüyasında tekrar Orman Perisini gördü.

Peri:

-Ahmet! Sen beni düşünme. Ben dışarıda üşümem. Çünkü ben periyim. dedi.

  Ahmet buna çok sevindi. Ailesiyle beraber uzun kış gecelerinde, sıcak sobanın başında babasının masallarını dinleyip, mısır ve kestane patlatıp mutlu bir şekilde yaşadılar. 

Bengisu AKALAN 3/B

Hikâyesinin Adı: YARDIMSEVER MELEK VE ARKADAŞI

  Bir zamanlar Melek adında bir kız yaşarmış. Bu kız çok yalnızmış. Hiç arkadaşı yokmuş. Birgün gezmeye gitmiş. Orda;

-Yardım edin, yardım edin! diye sesler duymuş. Hemen oraya yönelmiş. Birde ne görsün, bir çocuk boğulmuyor mu? Hemen yardımına koşmuş. O an farketmemiş ama o da yüzmeyi bilmiyormuş. Biraz ilerledikten sonra su boyunu aşmış. Başlamışlar "Yardım edin, yardım edin!" demeye. İkisi birden bağırınca sesleri duyulmuş. Bir adam onları kurtarmaya gelmiş. Onları kurtarmış. Çocuklar arkalarına bakmadan uzaklaşmışlar.

Adam;

-Ben size yardım ettim. Hayatınızı kurtardım. Siz bana bir teşekkür bile etmeden gidiyorsunuz. demiş.

 Aradan seneler geçmiş. Melek büyümüş ormana doğru gitmiş. Ormanda yolunu kaybetmiş. Oraya buraya giderken birini görmüş. Yanına yaklaşınca bu yaşlı adamın küçükken onlarta yardım eden adam olduğunu anlamış. Arkadaşını aramış olayları anlatmış. Arkadaşı gelmiş. Yaşlı adamı alıp evlerine götürmüşler. Adama bir güzel ziyafet hazırlamışlar. Melek, herşeyi anlatmış. Adam da hatırlamış. Sonra adamı evine bırakmışlar.

Adam;

-Yakında ölebilirim, mirasımı almanızı istiyorum demiş. Artık melek ve arkadaşı, her zaman adamı ziyaret ediyorlarmış. Bir gün adamın ölüm haberi gelmiş. Melek ve arkadaşı adamın dediğini yapıp mirası almışlar. Melek, içinden;

-Hiç arkadaşım olmasa da yardımseverim ya. O daha iyi demiş.

Aradan günler geçmiş. Melek'in bir sürü arkadaşı olmuş. Melek çok mutlu olmuş.

Alperen YILMAZ 3/B

Masalının Adı: İKİ KÖPEK

  Biri beyaz, biri siyah iki köpek varmış. Beyaz olan köpek hep iyi şeyler düşünürmüş. Siyah köpek ise hep kötü şeyler düşünürmüş. Beyaz köpek "beyaz" derse, siyah köpek hemen atılıp "siyah" dermiş.

 Günlerden bir gün beyaz köpek ile siyah köpeğin canları sıklmış. Siyah köpek "Köye doğru gidelim mi?" demiş. Beyaz köpek "Gitmesek olmaz mı?" demiş.

Siyah köpek;

-Korkuyor musun yoksa ?             

 

-Hayır, korkmuyorum. demiş

-O zaman gidelim.

İki köpek köye doğru yürümeye başlamışlar. Beyaz köpek "Fazla yaklaşmayalım istersen, çünkü yaramaz çocuklar bizim canımızı acıtabilirler" demiş. Siyah köpek de "Birşey olmaz gidelim" demiş ve yola çıkmışlar.

 Karşılarına büyük bir kazan çıkmış. Siyah köpek "Haydi şu kazanın üstünden zıplayalım" demiş ve zıplarlarken birden kendilerini kazandaki sütün içinde bulmuşlar. Sonra çırpınmışlar, çırpınmışlar bir süre sonra siyah köpek "Nasıl olsa öleceğiz" demiş ve kendini bırakmış. Boğularak ölmüş. Beyaz köpek ise hemen kendini bırakmamış ve çırpınmaya devam etmiş. Birden ayağına sert birşey dokunmuş. Arkasına dönüp bakmış ki süt çırpındıkça yağ oluyormuş. Bunu gören beyaz köpek çok sevinmiş ve çırpınmaya devam etmiş.Kazanın içi yağ olmuş ve beyaz köpek birden kazanın dışına atlamış. Siyah köpek kendini bırakıp öldüğü için beyaz köpek çok üzülmüş.

Aslıhan Zeynep KOÇ 3/B

Masalının Adı: NAZLI'NIN RÜYASI

  Eski bir zamanda sarayda olan Prenses Nazlı, gece yatağına yattı ve hemen uykuya daldı. Rüyasında bir prens gördü. O prense aşık oldu. Nazlı, sarı saçlı, beyaz tenli, mavi gözlü ve iyi kalpliydi. Bu prens ise elâ gözlü, beyaz tenli, siyah saçlı ve iyi kalpliydi. Bu prens, Nazlı'nın hayalindeki prensti. Bu prensi görmek istedi. Olanları sabah kalktığında babasına anlattı.

Babası;

-Sen benim istediğim prensle evleneceksin, dedi.

Nazlı;

-Hayır baba, ben o prensle evleneceğim, dedi.

Babası;

-Ha ha ha! Rüya prensi o. Onunla evlenemezsin! dedi. Madem öyle bir hafta odandan çıkmayacaksın, işte bu kadar.der babası.

Nazlı, yalvarmaya başlar;

-Yalvarırım baba, bana ceza verme!

Babası;

-Hayır cezanı çek. der.

O akşam dışarıdan bir müzik sesi duyulur. Padişah, vezirine;

-Dışarıdaki delikanlıyı çağırın bana. der.

Vezir;

-Peki padişahım dedi.

Padişah bu delikanlıya;

-Bana bir şarkı söylersen istediğini yaparım. dedi.

Delikanlı;

-Peki padişahım. dedi.

Şarkıyı söyler.

Padişah;

-Dile benden ne dilersen. der

Delikanlı;

-Kızını isterim.dedi.

Padişah itiraz etti.

Delikanlı;

-Eğer kızını bana verirsen, sana hep şarkı söylerim. Kızına çok iyi bakarımve sarayda yaşarız. dedi. Padişah bu sözleri duyunca bu iki aşığı evlendirdi. Uzun yıllar geçti. Bir gece padişah öldü. Prenses çok üzüldü. Sabah kalkmak istemedi. Akşama kadar uyudu. Akşam prens Nazlı'yı kaldırdı.

Prenses;

-Ne oldu? dedi.

Prens;

-Gel prensesim birlikte yıldızları izleyelim.

Prenses;

-Peki prensim geliyorum. dedi.

O anda iki yıldız kaydı. Onlar bebeklerinin olmasını istediler. Bir süre sonra güzel bir kızları oldu. Bu çocuğun adını Ayşagül koydular. Ayşegül büyümüş. Yuva kurmuş. Çok uzun yıllar mutlu yaşadı. 

Ece AYBEK 3/B

Hikâyesinin Adı: AFACAN ALPER

Ufak bir kasabada minik, şirin bir evde üç kardeş yaşıyorlarmış. En büyük kardeşin adı Ümit, ortanca kardeşin Selin, en küçük kardeşin adı da Alper'miş. Alper evin en şirin ve en yaramazıymış. Evin tüm odalarına girmeyi ve dağıtmayı çok severmiş. Hele ağabey ve ablasının odasına gizlice girip, kitap ve defterlerini karalamaya bayılırmış. Ablası da ağabeyi de her seferinde Alper'i ikaz edip; bu tarz davranışların yapılmaması gerektiği ve yaptıklarının içinden çıkılmaz bir hal alacağını söylüyorlarmış.

    Fakat Alper bu. Huylu huyundan vazgeçer mi? Hele bir de evin küçüğü olması avantajını kullanmaya devam ediyormuş.

   Ablası sekizinci sınıfa gidiyormuş. Dersleri çok yoğun ve yorucuymuş. Ödevler, sınavlar derken tabi ki çok çalışması gerekiyormuş. Bu arada evin kızı olduğundan annesine de yardım etmeye çalışıyormuş.

   Ümit lise birinci sınıftaymış. Onun da dersleri yoğunmuş. Ama yine de Alper'e o da vakit ayırıyormuş. Ümit'in Türkçe öğretmeni dönem ödevi vermiş. Ümit de yaklaşık üç haftada çok çaba sarfederek bu ödevi hazırlayıp odasındaki dolabına koymuş. Görevini tamamlamış olmanın rahatlığıyla odasından çıkmış.

  Ağabeyinin odadan ayrılmasıyla Alper, hemen odaya dalıvermiş. Başlamış dolapları karıştırmaya. bir kitabı eline almış. Her zamanki gibi sayfalarını karalamış. Tekrar dolaba yönelmiş ve bilmeden ağabeyinin ödevini ele geçirmiş. Ne olduğunu bilmediği için onu da karalamaya, hatta yırtmaya başlamış. Ağabeyinin kızacağını bildiği için bütün yırttığı kâğıtları toplayıp yanan sobanın içine atmış.

   Ertesi sabah Ümit okula gitmek için kalkmış. Hazırlanmış, kahvaltısını yapmış ve ödevi için odasına girmiş. Dolabını açtığında ödevini koyduğu yerde bulamamış. Bütün dolabı ve odayı aramış ama yokmuş. Bütün ev halkı telaşa düşüp her yerde ödevi aramışlar ama nafile; ödev hiçbir yerde yokmuş. Ümit, büyük bir sıkıntı ile ağlamaya başlamış.

  Alper, bu olaylar karşısında hem şaşkınlık hemd de üzüntü yaşamış. Yine de kendisinin yaptığını söyleyememiş. Aradan üç gün geçmiş. Bu arada Ümit ödevini götüremediği için zayıf not almış. Alper'de müthiş bir sessizlik ve uysallık varmış. Bütün ev halkı Alper'in bu haline bir anlam verememiş. Ağabeyinin bu üzüntüsü onu çok etkilemiş. Ağabeyine gerçeği söylemeye karar vermiş.

  Ümit, odasında yatağına uzanmış düşünürken Alper odaya girmiş. Ağabeyinin yanına oturmuş ve ağlamaya başlamış. Ümit ne olduğunu sorunca, Alper anlatmaya başlamış. Ağabeyi, ilk duyduğunda bağırmaya başlamış. Bir anda kendi yaptığının da yanlış olduğunu farkedince sakinleşip Alper'e önce yaptığının yanlış olduğunu, kendisine ve çevresine zarar verdiğini anlatmış. Sonra da itiraf ettiği için kendisine teşekkür etmiş. Bunun üzerine Alper, ağabeyine sarılarak bir daha büyüklerinin yapma dedikleri şeyleri yapmayacağına söz vermiş.  

Mehmet Enes AYDINSOY 3/B

Masalının Adı:BENCİL DEV

 Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Çok eski zamanlarda bir ülkede çok bencil bir dev yaşarmış. Dev o kadar bencilmiş ki, çocuk sahibi bile olmak istemezmiş. Devin çok büyük bir evi, evin de olabildiğince görkemli bir bahçesi varmış. Bahçesinde her türlü meyve ağaçları, binbir çeşit çiçek açarmış. Ama gelin görün ki dev bahçesini o kadar kıskanıyormuş ki, çocukların ve komşularının girmesine asla izin vermezmiş. Çocuklar da hep girip oynamak isterlermiş ama devden korktukları için giremezlermiş.

  Günlerden bir gün dev uzaklardaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. Çocuklar devin gitmesini fırsat bilip, bahçeye dalıvermişler. Doyasıya oynamışlar. Ağaçlara salıncak kurmuşlar, piknik yapmışlar, tam o sırada dev ziyaretini kısa kesmiş, evine dönmüş. Birde ne görsün, çocuklar bahçesinde hoplaya zıplaya oynamıyorlar mı? O kadar sinirlenmiş ki, çocuklara çok öfkelenmiş, çocukları hemen bahçesinden kovmuş. Ertesi gün dev, bahçesinin etrafına kalın duvarlar ördürmüş. Artık hiç kimse oraya giremiyormuş.

  Bir sabah dev uyandığında çok şaşırmış. Hiçbir kuş sesi gelmiyormuş. Pencereden baktığında bahçesinin karla kaplı olduğunu görmüş. Aylar geçmesine rağmen karlar devin bahçesini bir türlü terketmiyormuş. Diğer komşu bahçelerine bahar geldiği halde devin bahçesine bir türlü bahar gelmiyormuş. Bahçenin üzerinden bir tek kuş bile geçmiyormuş. Ağaçlar meyve vermiyor, çiçekler açmıyormuş. Bencil dev bunun sebebini bir türlü anlayamamış. Çevresine bakınıyor, kendi bahçesinden başka her bahçede beyaz, mavi, pembe, sarı çiçekli bitkileri görüyormuş. Ama kendi bahçesinde halâ kar, soğuk, dolu ve karayel varmış.

  Günler böylece geçip gidiyormuş. Dev bir sabah uykusundan güzel bir sesle uyanmış. Ses o kadar güzelmiş ki, devin içini ferahlatıyormuş. Dev pencereyi açmış, seviniyormuş ki artık onun da bahçesine bahar gelecekmiş. Dev böyle sevinirken gözlerine inanamamış. Çünkü bahçesine çocuklar dolmuş.

  Çocuklar ağaçların dallarına çıkmışlar. Çocuklar ağaca çıkınca ağaçlar birden bire canlanmaya başlamış. Bahçe kısa sürede çiçekler ve kuşlarla dolmaya başlamış. Dev bu olayları penceresinden izlerken mutlu mutlu gülümsemiş.

-Bütün bu olanlar benim bu bencilliğim yüzünden. demiş. Bu güzel bahçeyi çocuklara yasakladım. Çocuksuz bahçeye ne kuşlar geldi, ne de bahar. Artık bu bencilliğime son vermeliyim. Bahçemi herkese özellikle de çocuklara açmalıyım.

  Dev bu düşüncelerini hemen yerine getirmiş ve çocuklarla o da oynamaya başlamış. Çocuklar artık bencil devden hiç korkmuyormuş.

 

Mücahit Alperen ÖZKUL 3/B

Öyküsünün Adı: SİZ DE ERKEK OLDUNUZ DEDİLER

  Ben ve kardeşim çok yaramaz olduğumuz kadar, aynı zamanda birbirini çok seven anne ve babanın, yani onların tabiriyle iki gözüymüşüz. Bu gözlerinden biri büyük ağabey, diğeri küçük kardeşimdi.

  Bu mutlu aile, çok istedikleri çocuklarının sünnetini büyük oğullarının (yani benim) okul tatilinden sonra ilk cumartesi, güzel süslenmiş bir arabayla, aileden dedem, dayım, annem ve babamla birlikte sünnet olacağımız polikliniğe geldik. Bu sırada ben az da olsa heyecanın yanında korkumu da gizleyememiştim. Ama küçük kardeşim sanki sünneti bir oyun gibi görüyordu.

  Sünnetimiz çok çabuk olmuştu. Hiç acı hissetmemiştim. bundan dolayı doktorum ve aile büyüklerim benimle gurur duymuşlardı. Zannedersem bu gururları diğer sünnete gelen çocukların ağlamalarını duyunca daha da çok artmıştı.

  Sonrasında önceden bizim için hazırlanmış yatağımıza kardeşimle birlikte yattık. Sünnet sonrası hiç problemimiz olmamıştı ancak, sünnet düğünümüze yakın sanıyorum yediğimiz yiyeceklerden kardeşim ve ben ishal olmuştuk. Bu durum annemi ve babanı çok endişelendirmişti. Sonunda sünnet düğünümüze yakın bir zamanda iyileştik. Düğün salonuna üstü açık, güzel süslenmiş bir arabayla kardeşimle birlikte bir prens edasıyla bindik ve salonumuza gelmiştik. Bizleri salondaki misafirlerimiz büyük bir coşkuyla alkışlamışlardı. Benim salonda hemen dikkatimi çeken babamın bana olan sürprizi palyaço olmuştu. Biz de Palyaçonun yanına gittik ve çeşitli oyunlar oynadık. Bir ara kardeşimle ben müzik eşliğinde şarkı bile söylemiştik. Çok güzel bir düğün olmuştu.

  Annem ve babamı hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Bu beni çok mutlu etmişti. Düğün bitiminde arabamızla evimize geldik. Benim için her zaman hikaye edeceğim bu sünnet düğünümü hiç unutmayacağım.

  Okulda öğretmenimizin verdiği performans ödevinde hemen aklıma gelen sünnetimi hikayelemek oldu. Çünkü o gün benim için mutlu bir gün olduğu gibi, bana ve kardeşime gülerek "HADİ ERKEK OLDUNUZ" dedikleri bir gündü.

Nur EYİDEMİR 3/B

Masalının Adı: UMUT IŞIĞI

 Uzak ülkelerden birinde mutluluk arayan, mutlu olmayı başaramayan bir çocuk varmış. Etrafındakiler bu çocuğu çok sevseler de, ellerinden gelen tüm sevgiyi verseler de, ne anlayabiliyor ne de insanlara iyi davranıyomuş. İnsanlar bu çocuğa bir türlü mutluluğu öğretememişler. İnsanlara karşı hep saygısız ve kötüymüş. İnsanlar, bu çocuğa mutlu olmanın ve elindekilerle yetinmenin, sevenlerine değer vermenin ne olduğunu öğretmeye karar almışlar. Bunun için çocuğu ülkesinden kovmuşlar. Bu kararı almak, insanlara çok zor gelse de bu kararı uygulamışlar. Çocuk ülkesinden kovulduğunu duyunca çok üzülmüş. Ama içindeki hırs onu durdurmamışUkelâlığı ve saygısızlığıyla yola koyulmuş. Günlerce, gecelerce yürümüş... Kendisini çok seven insanların yokluğunu ilk kez hissetmiş. Onları sevdiğini ve özlediğini düşünmüş. Günlerce aç susuz dolaşan çocuk, yemek yemenin hasretini çeker gibi olmuş. Beğenip de yiyemediği yemekleri düşlemiş. Bir parça ekmeğin ne kadar önemli olduğunu anlamış.

 Yolculuğu sırasında yolu Umut Köyü'nden geçmiş. Umut Köyü'nün adını içinde yaşayan insanlar koymuşlar. Nedeni ise bu köyde hep özürlü insanların yaşamasıymış. Çoğu özürlüymüş ama kendi işlerini diğer insanlar gibi rahat rahat yapabiliyorlarmış. Bu köyde yaşayan sağlıklı insanlar bile  özürlüler kadar sağlıklı olmayı başaramıyorlarmış.

  Köyün yakınlarına kadar gelen çocuk, artık yürüyemez olmuş. Bir ağacın altında yorgunluk ve açlıktan uyuyakalmış. Gözünü açtığında başında bekleyenleri görmüş. Köyün en çok gülen çocuğu Ali, yorgun çocuğa tebessümle bakıyormuş. Ali'nin sol bacağı yokmuş. Ama yine de kendi işlerini yapıyormuş. Elinde taşıdığı uzun sopasıyla kır gezilerine bile çıkabiliyormuş. Mehmet'in sağ kolu yokmuş.Ama sol kolunu kullanarak yazı yazmayı bile öğrenmiş. Ayşe konuşamıyor ama işitiyormuş. İnsanlarla iletişimi çok iyiymiş. Bu köyde ayakları olmayan çocuklar da varmış. Ama oyun oynamaktan vavgeçmiyorlarmış. Kahkahaları köyü çınlatıyormuş. Mutsuz çocuk, buna benzer köyde çok çocuk görmüş. Arkadaşlık kurmuş. Paylaşmanın ne olduğunu öğrenmiş. Arkadaşlığı öğrenmiş. Yardım etmenin hazzını tatmış. Her çocuktan ayrı bir mutluluk sırrı öğrenmiş.


Web Hosting · Blog · Guestbooks · Message Forums · Mailing Lists
Allwebco Web Templates · Build your own toolbar · Free Talking Character · Audio, Fonts, Clipart
powered by a free webtools company bravenet.com